EKMEK! BARIŞ! ÖZGÜRLÜK!

Ülkede 1 Mayıs, sahneye çıktığımız günlerden sadece biri. Ne kadar güçlü çıkarsak o kadar gurur, umut ve heyecan olacak bizler için… Tam tersi duygular egemenler için…

İŞSİZİZ!

Resmi rakamlarla 4 milyon 668 bin kişiyiz, işimiz yok. Bu rakama öğrenci, çırak ve askerlik hizmetini yerine getirenlerimiz dahil değil. Ev hanımları mı? Artık iş bulmaktan umudunu kesip iş aramayı bırakanlar mı?.. Onlar da dahil değil ama yine devletin resmi rakamlarına göre çalışabilecek nüfusun yüzde 14,7’si biz işsizleriz. Krizle birlikte bu sayıya yeni arkadaşlarımızın dahil olacağını da biliyoruz. Kriz, dolar kuru değil, işsizlik ve yoksulluktur!..

SENDİKASIZIZ!

Emeği ile geçinenler olarak bizler devletin kayıtlarında 13 milyon 411 bin 983 işçiyiz. Yani patron bizi bildirmiş, SGK’ya kayıtlıyız ama sadece 1 milyon 859 bin 38’imizin sendika üyeliği var. Sendikaların içinde bulunduğu durum pek parlak olmasa da anayasal hakkımız olan örgütlenmenin önündeki tüm engeller duruyor. Sendikalı olabilenlerimizin çoğu da kamuda taşeron olarak çalışan kardeşlerimiz. Geride kalanlarımız, patronlara karşı hakkımızı savunabilecek sendikalardan yoksun. Patronlar örgümü, biz örgütsüzüz.

YOKSULUZ!

7 milyonumuz asgari ücretle geçinmek zorunda. Türkiye Avrupa’da en düşük asgari ücrete sahip ülkelerden biri. Türk-İş’e göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı, yani sadece yemek giderleri 2028 lira, yoksulluk sınırı ise 6609 lira. Geçinemiyoruz…

İŞ KAZALARINDA BİZ ÖLÜYORUZ!

İş cinayetleri ve meslek hastalıkları ile her yıl 1000’in üzerinde arkadaşımızı kaybediyoruz. Patronlar daha fazla kâr etsin diye. Bazen ikişer, üçer bazen topluca… Topluca ölen, ne hikmetse, hep biz oluyoruz. Ve patronları yargı hep aklıyor.

SOYULAN BİZİZ!

Geçmediğimiz, yemediğimiz, içmediğimizin parasını peşin ödüyoruz. Her sofraya oturuşumuzda bir tabak da devlet için koyuyoruz.  Biz daha maaşımızı almadan yüzde 15 gelir vergisi öderken, patronlar vergi indiriminden ve kolaylıklarından yararlanmak için paralarını adını yeni yeni duyduğumuz memleketlere transfer ediyor. Üstelik vergilerimiz ile akılcı kamu hizmeti yerine yandaş, yalaka medyayı besliyor, bilumum gerici vakıf dernek ve yazara destek oluyoruz.

EKOLOJİK YIKIM İLE YÜZ YÜZEYİZ!

Suya erişim paralı, üstelik çeşmemizden akan suyu içemiyoruz. Ormanlar plansız dev inşaatlarla tahrip ediliyor. Taş ocakları, RES, HES, JES ve nükleer ile yaşam alanlarımız tehdit ediliyor. “Turizme açacağız” diye kıyılardan yaylalara kadar her yeri talan ediyorlar.

SAVAŞLARDA BİZ ÖLÜYORUZ!

Parası olanlar askerlikten muaf tutulurken yoksul aile çocukları emperyalizmin kışkırttığı istikrarsızlığın bedelini canları ile ödüyor. Saltanatlar bedenlerimiz üzerinde yükseliyor.

SAVAŞLARIN MAĞDURU BİZİZ!

Sadece ülkemizde değil bölgede yaşanan çatışmalı süreç en çok bizi tehdit ediyor. Savaş yüzünden kendi yurtlarını terk edip ülkemize gelen sınıf kardeşlerimizle hiçbir sorunumuz yok. Onlarla her zaman ekmeğimizi bölüşmeye hazırız ama bu tablonun sorumlularının aynı zamanda bu durumu kâra çevirenler olduğunu da vurgulamak zorundayız. Fonlarda yaptıkları hileler sefalet ücretleri ve insan ticareti sayesinde birileri zengin olurken, biz atölye-fabrika yangınlarında, sağlıksız konutlarda, kamyon kasalarında ölüyoruz.

AYRIMCILIĞA UĞRAYANLAR BİZLERİZ!

En kolay gemiyi yüzdürme sanatıdır patronların işçiyi bölmesi. Ona göre kimimiz Alevi-Sünni,  Kürt-Türk-Suriyeli, solcu-sağcı-dinci,  kadın-erkeğiz. Ama patronların karşısında biriz, işçiyiz. Her türlü etnik ve dini ayrımcılık her zaman patrona yarar çok iyi biliyoruz…

***

Tablo hiç açıcı değil ama teslim olacak da değiliz. 1860’lardan itibaren, ‘köstebek’ kazmaya devam ediyor. Bazen görkemli zaferler bazen de yenilgiler. Ama tarih sınıflar mücadelesi tarihi ve tarihi yapacak olanlar da yine bizleriz. Tıpkı bizden önce yaptıkları gibi…

Chigoga’da işçiler ilk adımı attılar. Birliğimizin burjuvaziyi nasıl korkuttuğuna tarih tanık. O gün 80 bin işçi ‘GREV’ dedi. Tüm Birleşik Devletler’de bu rakam 350 bindi. Fabrika bacaları tütmüyor, öylece terk edilmişler, her şey Pazar sabahlarını andırıyor. Burjuva basını öyle tarif ediyordu sonrasında 1 Mayıs’a esin kaynağı olacak o günü.

Durur mu burjuvazi?! O gün bugün işçi sınıfının birliğinin önünde polisi ile yargısı ile yükseliyor. Yetmedi, devletiyle…

Ne yazık ki, işçi sınıfı için cenneti dünyada henüz inşa edemedik. Ama  proletarya “Elveda” da demedi daha. Tüm dünya bir mücadele sahnesi artık. İşgaller, grevler, direnişler genç işçi kuşaklarını kucaklamaya devam ediyor.

Ülkede 1 Mayıs, sahneye çıktığımız günlerden sadece biri. Ne kadar güçlü çıkarsak o kadar gurur, umut ve heyecan olacak bizler için… Tam tersi duygular egemenler için…

Öncelikle kıdem tazminatının tahrip edilmesine karşı,

Güvenceli iş ve insanca yaşamaya yetecek bir ücret için,

Örgütlenme önündeki yasaklara ve basın özgürlüğü için,

Parasız sağlık, emekçi çocuklarına bilimsel ve kaliteli eğitim için,

Savaşlara karşı,

Ekmek Barış Özgürlük için,

Haydi 1 Mayısa!

1 Mayıs, işçi sınıfının birlik mücadele dayanışma günü kutlu olsun!

Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!

Yaşasın 1 Mayıs!

Belki İlginizi Çeker

0 yorum