Haziran Hareketi Artık ‘Birleşik’ Değil…

Güncel mücadeleler ve faşizan rejime karşı işçi sınıfının çıkarlarını, hatta sosyalistlerin fiziksel varlığını korumak için birleşik bir mücadele örgütü hâlâ nesnel bir ihtiyaçtır.

Birleşik Haziran Hareketi’nin şekillendiği 2014 yaz sonundaki Vişnelik toplantılarından beri sürecin bir parçası olduk. Daha öncesinde, istenilen etkinliğe ulaşamayan Birleşik Muhalefet Hareketi sürecinde de yer aldık. Sürecin en başından bu yana parçası olmamız dolayısıyla, yaşadığımız deneyimin bilançosunu ortaya koymayı bir sorumluluk olarak görüyoruz.

  1. Birleşik Muhalefet’ten Birleşik Haziran Hareketi’ne yükselen ve mümkün olan en geniş sol kesimlerle bir araya gelerek ülkenin geleceğine sahip çıkma, birlikte bir mücadele örgütleme niyeti taşıyan çabalarımız, ne yazık ki, bugün gelinen noktada sönümlenmiştir. Artık ‘birleşik’ bir Haziran Hareketi’nden söz etmek mümkün değildir.
  2. Kendi adımıza, birleşik bir sol muhalefetin, herhangi bir öznel ihtiyaçtan kaynaklanmadığını, bunun nesnel bir zorunluluk olduğunu sürekli vurguladık. Birleşik sol bir mücadele örgütlülüğü hâlâ yakıcı bir ihtiyaçtır. İktidarın ülkemizi sorumsuzca içine sürüklediği felaket ortamı başka türlü engellenemez.
  3. Vişnelik sürecinde geniş bir kesimi bir araya getiren toplantılardan, ne yazık ki daha sınırlı bir bileşenle çıkarak kurulan HAZİRAN, 2015 başında yapmış olduğu ilk etkili laiklik kampanyası ile, birleşik bir sol hareketin ne kadar etkin olabileceğini göstermişti. 20 Kasım 2016’da HDP’den CHP’ye kadar pek çok siyasi örgütün tabanının katıldığı Kartal Mitingi de Türkiye’deki siyasi atmosferi etkileme potansiyelini ortaya koymuştu. Keza bileşenlerinin önemli bir bölümünü yitirmiş olduğu 2017 Anayasa Referandumu öncesinde yaptığı kampanya ile HAZİRAN dikkat çekici bir etkinlik gösterdi. HAZİRAN’ın dağılmasıyla birlikte, bugün belirgin biçimde görünen bir mücadele boşluğu oluştu.
  4. HAZİRAN’ın ilk kan kaybı, seçimleri hesaba katan bir planı olmamasından kaynaklandı. Nitekim 2015’teki etkili çıkışının hemen ardından, Haziran 2015 seçimleri öncesinde iyi yönetilemeyen ve gereksizce uzayan bir seçim tartışması süreci yaşandı. Yerel meclislerdeki tartışmanın sonucunda belirlenen ve “Seçimlerde herhangi bir partiyi açıkça desteklememe ve ihtiyacı olan sol partilerle genel bir dayanışma” olarak tarif edilen seçim siyaseti, HAZİRAN’ın bütünlük içinde uygulayamadığı bir karar olarak kaldı. Tartışma sürecinin başında seçimlere katılmayacağını ve HAZİRAN meclislerinde belirlenecek sonuca uyacağını açıklayan KP (şu an Resmi TKP), bu taahhütle girdiği ve HAZİRAN’ın ‘tarafsız’ kalmasında etkili olduğu tartışmanın sonucunda seçime katılacağını ilan etti! Bunun üzerine HAZİRAN içinde etkili olan bazı kesimler HDP’nin barajı geçmesi için seçim çalışması yapma kararı aldı. Bu tartışmalar HAZİRAN’ı belli bir süre için paralize etti. EHP’nin ve etkili kimi isimlerin Birleşik Haziran Hareketi’nden ayrılmasına yol açtı. Nihayet Resmi TKP de HAZİRAN’dan ayrıldı.
  5. Sonrasındaki gelişmeler için sadece öznel sorunları değil, daha ziylade ülkenin içine sürüklendiği nesnel durumu dikkate almak gerektiğini düşünüyoruz. Suruç’ta onlarca gencimizin katledildiği bombalı saldırı, AKP’nin 24 Haziran 2015 seçimlerinin sonucunu kabul etmediğini ve yeni bir seçimi kelimenin tam anlamıyla tezgahlama iradesini ortaya koyuyordu. Türkiye’de yeni bir dönem bu hamle ile açıldı. Öznel bir sorundan söz etmek gerekirse, ne Türkiye sol güçleri ne de HAZİRAN olarak bizler bu süreci öngöremedik. Türkiye hızla faşizan bir rejime doğru sürükleniyordu. 10 Ekim Ankara bombalaması öncesi HAZİRAN büyük bir kampanyayla Ankara’da binleri bir araya getirmeyi başardı ama bombalama açık bir mesajdı: AKP sokak muhalefetine izin vermeyeceğini ilan etmişti. Nitekim, hemen ardından, 1 Kasım’da yenilenen seçimlerde AKP seçim hilelerini de kulanarak zaferini ilan etti. Böylelikle, mevcut faşizan rejim yönünde adımlarını atmaya başlayabildi.
  6. 1 Kasım seçim düzenbazlığının ardından HAZİRAN yön tayini konusunda sürüncemede kalan bir süreç yaşadı. Kendi adımıza, tek bir konuda yoğunlaştık: Birleşik Muhalefet Girişimi’nden beri dile getirdiğimiz ve giderek daha yakıcı bir ihtiyaç haline geldiğini vurguladığımız toplumsal zemin yaratma ihtiyacı. ‘Toplumsal zemin’ tartışması, esas olarak Türkiye sosyalist hareketinin toplumsal zeminini yitirmesi, dar çevrelere ve ‘kültürel solculuk’ olarak tanımladığımız bir duruma hapsolmasıyla ilgilidir. Oysa sosyalist hareket işçi sınıfı içinde, işçi sınıfının yaşadığı bölgelerde, yoksul mahallelerde filizlenmek, bir yeniden inşayı buradan yükseltmek, işçi sınıfının diliyle konuşmak zorundadır. Kendimizi ayırmadan ifade ediyoruz, HAZİRAN da, Türkiye solu da, bazı ‘sembol’ mahalleler ile kent merkezlerindeki dar yaşam alanlarında ‘tanıdıklara siyaset üreten’ bir cenderenin içine tıkılmış halini aşamadı. Bu cendere sadece bazı istisnai durumlarda aşılabildi ama yine ‘toplumsal zemin’ sorunu baki kaldı.
  7. HAZİRAN’ın dağılmasını veya ÖDP’den başka bir örgütlü yapının artık HAZİRAN’da yer almıyor olmasını herhangi bir muhataba fatura keserek izah etmeye çalışmak hem doğru olmaz, hem de faydasızdır. Gelinen noktadan Birleşik Haziran Hareketi içinde yer almış her bir örgütlü yapı az ya da çok sorumludur. Bu nedenle, biz öznel tartışmalar yerine nesnel olan sorunları tespit ederek çözümü doğrultusunda adım atmayı daha doğru buluyoruz. Öznel hatalarımız, nesnel durumumuzdan, yani işçi sınıfı zemininden kopuk olmamızdan kaynaklanmaktadır. Başka deyişle, sorun, bizi bir arada tutacak bir harç yaratamamış olmamızdır. Hesap vermemiz gereken geniş emekçi kitlelerin olmadığı bir durumda öznel sorunlar yaratmak son derece kolaydır. Ve Türkiye solunun tarihi bu tür sorunlar yaratma konusunda ‘zengin’ örneklerle doludur.
  8. HAZİRAN’ın öznel eksiklikleri ise iki ana başlıkta toplanabilir. Birincisi, oluşturulan meclisler gerçek birer karar organına dönüştürülememiş, açık ve verimli siyasi tartışmalar örgütlenememiştir. Meclislerde gerçek bir faaliyet örgütlenebilecek ve herkese görev dağıtabilecek bir işleyiş ise hiç oluşturulamamıştır. Karar alma mekanizmaları, dengeler üzerinden oluşturulmuştur. İkinci öznel eksik ise, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında etkin bir siyasi hamle yapmak, ciddi bir mücadele planı oluşturmak yerine, “bekle gör” anlayışının öne çıkmasıdır. Bu süreçte “siperde bekleme ve zaiyat vermeme” kaygısının öne çıktığı pekala söylenebilir. Bu kaygı, 24 Haziran 2018 seçimlerine ilişkin tutuma da yansımıştır. HAZİRAN hakiki ve birleşik bir seçim tutumu belirleyememiş, bileşenlerin tamamı farklı seçim tutumları almıştır. Kimi kesimler HDP’yle ittifak yaparken ya da destek belirtirken, HAZİRAN’ın “resmi tavrı” tam olarak ne söylediği anlaşılamayan bir seçim tutumu olarak kaldı. Pek çok kesimde bu tutum CHP ile dirsek teması olarak algılandı. Ve bir seçimi daha seçimin öznesi olamadan geçiren HAZİRAN, birleşik yapısını aslında bu süreçte kaybetmiş oldu. Tüm bu öznel sorunların kökeninde de nesnel olan, yani işçi sınıfından kopukluk yatmaktadır.
  9. Türkiye solu sadece işçi sınıfından kopukluk sorunu yaşamıyor; bölgede emperyalizmin varlığı, Şii-Sünni ekseninde gerilimlerin hızla artması, Suudi Arabistan üzerinden Yemen’in bir insanlık trajedisine dönüşen durumu, Suriye’de adeta at pazarlıklarına yol açan iç savaş, tüm bir bölgede savaş tehdidini büyütüyor. Biz bu ciddi tehdidin ancak bölge ve dünya ölçeğinde enternasyonalist bir örgütlenme ile aşılabileceğini düşünüyoruz. Zira milli, dini ve mezhepsel gerilimleri sadece işçilerin birliği ortadan kaldırabilir. Ne yazık ki, bölgede işçi sınıfı temeline oturan enternasyonalist bir örgütlenme yoktur. Dahası, bölgedeki sosyalist örgütlenmeler arasında ciddi bir iletişimden bile söz edilemez. Öte yandan, enternasyonalizm, Fransa’da açığa çıkan kitlesel patlamanın bir kez daha hatırlattığı üzere, Avrupa’daki mücadelelerin bir parçası olmak için de gereklidir. Nitekim önümüzdeki süreçte tüm Avrupa’da kemer sıkma politikalarının bir sonucu olarak, sınıf mücadelesinde yeni patlamalar yaşanacağını söylemek için kahin olmaya gerek yoktur.
  10. Kendi adımıza, enternasyonalist ve devrimci bir işçi sınıfı partisine olan ihtiyacı merkezine koyan bir faaliyeti sürdürme inadını taşıyoruz. Elbette ülkedeki konjonktürel zorlukların ve sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sınıf mücadelesinde yaşanan gerilemelerin farkındayız. Dolayısıyla, işçi sınıfının devrimci ve enternasyonalist önderliğini yaratma çabasının bugünden yarına, sihirli formüller bularak halledilebilecek bir görev olmadığının bilincindeyiz. Gerçek bir devrimci işçi sınıfı partisinin yaratılması, inatçı ve uzun erimli bir inşa çabasının konusudur. Öte yandan, güncel mücadeleler ve faşizan rejime karşı işçi sınıfının çıkarlarını, hatta sosyalistlerin fiziksel varlığını korumak için birleşik bir mücadele örgütü hâlâ nesnel bir ihtiyaçtır.
  11. Gelinen aşamada, Birleşik Haziran Hareketi’ni mevcut durumundan dönüştürerek yeniden bir birleşik mücadele hareketi haline getirmenin mümkün olmadığını düşünüyoruz. Dahası eski ‘meclisler’ işleyişiyle bunun faydasız bir girişim olacağı kanaatindeyiz. Aylık genel toplantılarda bir tür ‘iç dökme’ seansları düzenleyerek bunların adına meclis toplantısı demek ve yapılacak tüm işleri az sayıda kişinin omuzlarına -ve tabii inisiyatifine- bırakmak şeklindeki bir işleyiş günün ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bize, öncelikle emekçi bölgeleri ve yoksul mahallelerde, belirlenmiş hedeflere göre örgütlenen ve katılan herkesin tanımlanmış görevler üstleneceği birleşik ve kararlı emekçi meclisleri gerekiyor. Öncelikle, süren işçi direnişleriyle dayanışmayı örgütlemeli ve sonuç almalıyız. İşçi direnişlerini yalıtılmışlıktan ve sendika bürokratlarının elinden kurtarmalıyız.
  12. Yeni bir birleşik mücadele örgütünü yaratmak için sosyalist solda yer alan ve görece geniş tabana sahip olan tüm parti ve hareketleri sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Bu çağrı göstermelik bir protokole olan ihtiyacı değil, bugün geleceği ciddi bir risk altında olan Türkiye devrimci hareketini omuz omuza geleceğe taşıma kavgasının zorunluluğunu vurgulamaktadır.

RED/ENTERNASYONAL

Belki İlginizi Çeker

0 yorum