HER ŞEY BİZİMLE GÜZEL OLACAK!

Bu ülkede ve şehirlerimizde Geziler tekrarlanacaktır. Ama asıl olan süreci yaşamak değil süreci örgütlü bir sürece taşımak olmalıdır. Devrim için… Evet, devrimler olur.

İstanbul’da yenilenen yerel seçim sonucu, artık iktidar bloğunu oluşturan cephede onarılması güç bir gediğe yol açtı. Bunun etkilerini yakında hissedeceğimizi öngörüyoruz. 31 Mart yerel seçimlerinde açılan gedikler daha onarılmadan iktidar İstanbul seçimini gasp ederek ordusundaki moral bozukluğunu ertelemeye çalıştı. Artık ordu dağılmış, komutanlar kendi aralarında kavgaya tutuşmuştur. ‘Başkomutan’ yine tüm eleştirilerden uzak tutulmaya, “kendisi iyi, çevresi kötü” yaygarasıyla bir süre idare edilmeye çalışılacak. Lakin bu da sonuç vermeyecek. Bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendisi sorgulanır hale gelecek.

Ekrem İmamoğlu ve CHP İstanbul İl Yönetimi yürüttükleri kampanya ile, 17 yıldır, hatta öncesinde gidersek 25 yıldır şehri gasp eden siyasi gelenekten seçimi sökerek almıştır. Büyük pay onlarındır. Bu hakkı teslim ediyoruz. İmamoğlu’nun büyük bir kitlesel etkiye ulaştığını görüyoruz. Bu etkiyi, İmamoğlu’nu 1 Mayıs alanında görmek için Bakırköy’deki 1 Mayıs kutlamalarına giden on binlerin hislerinde de gözlemlemiştik.

Kentin gençleri, özellikle kadınları kampanya için seferber olmuş, sokak sokak mahalle mahalle kampanyayı örmüşlerdir. Şurası açık ki, tüm hayatlarını AKP iktidarı altında geçiren kuşaklar AKP’nin dilinden, uygulamalarından kaçıp sığınacak yer aramış, yeri de Erdoğan karşıtlığında bulmuştur. Bu seçim istanbul gençliği için bir referanduma dönüşmüştür.

31 Mart’ta alınan oy oranının üzerinde oy alınması AKP’nin yenilebileceğini göstermiş, kaçış başlamıştır. Psikolojik üstünlük toplumsal muhalefete geçmiş, AKP kendisini tartışır duruma gelmiştir.

Kürtler dikkate alınmadan siyaset yapılamayacağı da açıkça ortaya çıkmıştır. 31 Mart’ın kat be kat üstünde her türlü nefret söylemine rağmen sandığa giden Esenyurt’un, Küçükcekmece’nin, Sultanbeyli’nin ve diğer yoksul ilçelerin Kürt emekçileri sandığa gitmiş, seçimin kazanılmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Ekrem İmamoğlu her türlü basınca rağmen HDP’ye yaklaşımıyla Kürt seçmenin sempatisini kazanmıştır. Bu yaklaşımın söylemde kalmaması, HDP’li tutsakların salıverilmesi için ortak kampanyalarda yan yana gelinmesi elzemdir. Ülkedeki demokratik mücadelenin temel koşullarından biri budur.

Sosyalist sol partiler ve örgütler de örgütledikleri kampanyalarla seçimde aktif rol almıştır, emekleri göz ardı edilemez.

Her türlü kara propaganda, tehdit ve engellemelere rağmen sandığa giden ve Ekrem İmamoğlu için oy kullanan 4 milyon 741 bin 868 yurttaş sevinmeyi hak etmiştir. Sevincin beraberinde anlamlı yan yana gelişleri getirmesini temenni ediyoruz.

AKP adayına ya da diğer adaylara oy verenlerin üzülmesine gerek yoktur, onlar için de daha adil bir yönetim ve hizmet anlayışının yaşanacağını şimdilik söylemekle yetinelim. Öte yandan, üzülmesi gerekenler, başta tarikat ağaları olmak üzere bir akbaba sürüsü gibi belediye kaynakları üzerine çöreklenmiş, bunun üzerinden semirmiş olanlardır. Bu kişilerin bir bukalemun gibi çok rahatlıkla saf değiştirebileceklerini biliyoruz, lakin bu muslukların kesilmesinin verdiği korku kendi çeperlerini dağıtacaktır.

AMA…

İktidar kaybetti ama hâlâ iktidar. Şimdi oluşturdukları algı dağıldı, yenildiler, yenilecekler.  Oluşturdukları propaganda aygıtı, baskı-tehdit mekanizması ve mahkemeleri artık karşıtlarını susturmaya yetmiyor. Şimdi daha fazla cesaretle konuşma zamanıdır.

Hepimiz bir ayaklı gazeteyiz, yolda, durakta, markette, kahvede… Bu yağma düzenini teşhir etmek, bu adaletsiz uygulamaların sorumlularından hesap sorma bilincini görünür kılmak zorundayız. AKP’ye rıza gösteren kitlelerin desteği uzlaşı ile değil, bizzat o iktidar bloğunun kâğıttan bir kaplan olduğunu göstererek kazanılabilir. AKP ile girişilecek en ufak uzlaşı arayışı toplumsal muhalefeti zayıflatacak, AKP benzeri iktidarları onlarca yıl daha başımıza musallat edecektir. Macron görünümlü Babacan formayı üzerine geçirmiş, sahaya çıkmak için işaret bekliyor. Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren, 7 Haziran 2015 genel seçiminden itibaren ortalığı kan gölüne çeviren Davutoğlugil tayfası ise şimdi kuzu postu giymiş, eşeği boyayıp yeniden satmaya hazırlanmaktadır. Meral Akşener liderliğindeki İyi Parti ‘ise her an demokrat’ maskesini çıkarıp ırkçı saldırganlık maskesini takabilecek tıynettedir. Türk ve Kürt işçilerinin ortak mücadelesine engel olacak tutumları alacak, CHP’yi de buna zorlayacaktır.

Tüm bu nedenlerle, her türlü restorasyonu öneren anlayışın karşısında duruyoruz. Bir parti bloğunun ötesine geçmiş, aile iştirakine dönmüş mutlakiyetçi mekanizma yıkılmalıdır. Zira ülkemiz, içeride ve dışarıda emperyalist provokasyonların bir parçası haline gelmiştir.

Ortadoğu’da kurdukları işbirlikleri kördüğüme dönmüş, ‘stratejik derinlik’ten ‘değerli yalnızlığa’ geçilmiştir. Suudi Kralı’na yas ilan eden ama Suudi Arabistan’ın ekonomik yaptırım uyguladığı Katar ile müttefik olan bir iktidarla muhatabız!.. Kürdistan referandumuna karşı çıkarken, Necirvan Barzani’yi Ankara’ya çağıran bir ilkesizlikle uğraşıyoruz. Haşdi Şabi’yi, İŞİD barbarlarıyla mücadeleden alıkoymak için Irak devlet başkanı Maliki’yi küçümserken, IŞİD destekçisi Tarık Haşimi’ye araç tahsis eden bir iktidar altında yaşıyoruz!..

Bu iktidarın eline kan bulaşmıştır. Suriye iç savaşında ölen her Suriyeli Arap, Kürt ve İŞİD barbarlığına karşı savaşan her milliyetten savaşçının kanı ellerindedir. Hâlâ beslemeye devam ettikleri cihatçı katiller ülkemizle Suriye arasında mekik dokumaktadır. Yerinden yurdundan edilen fukara Suriyeli mültecileri masaya sürerek para için Avrupalı emperyalistlerle pazarlık yapan da bu iktidardır. Utanmadan, öldürdükleri ‘Aylan Bebek’ sömürüsünü de bunlar yapmaktadır.

Bu iktidarın öyle bir içişleri bakanı var ki ülkede kaçak çalışan Suriyeliler, Afgan ve diğer uluslardan göçmen işçiler için “Türk ekonomisine faydaları var” demiştir. Diyebilmiştir. Biliyor o da göçmen işçi ücretlerini, kaçak işçi çalıştırmayı ama patronların ceplerine katkısı var ya ne gerek mevzuatlara, yasal düzenlemelere!..

Bu iktidar Kıbrıs açıklarında kışkırtma peşindedir. Kıbrıs sorununu çözmek yerine Kıbrıs halkının iradesini hiçe sayarak doğalgaz arama gerekçesi ile Yunanistan, Mısır, Kıbrıs ile yeni gerilimler peşindedir çünkü iktidarını biraz da “Herkes bize düşman” algısı ile perçinliyor, yakında kendini en büyük anti-emperyalist ilan edebilir. Memlekette peşine takılmaya hevesli sahte solcu bol nasılsa!..

S-400 ya da Patriot. Hiçbirine ihtiyacımız yok. Kimin tavuğuna kışt dedik ki kimden tehdit bekliyoruz. Bu da AKP’nin görece bağımsız hareket ettiğinin bir imajı için kurgu. Her türlü ittifaktan dışarı çıkmayı göze alabilirler mi? İşte NATO, işte arşın!..

AKP bir tuzak kurmaktadır. Dış politikaya dair her söylemleri iç politika hamleleridir. Sözde ‘milli politikalar’ uğruna AKP’nin etrafında seferber olunamaz. “İçeride biz döveriz, dışarıda dövdürmeyiz” politikası saçmadır. Haksız kavga çıkaranı desteklemek ‘millilik’ ya da ‘anti- emperyalizm’ olamaz.

Ekonomide işlerin hiç iyi gitmediği malum. Parasal genişleme ile yaşanan ve ucuz para bolluğu üzerinden yapılan inşaatlar, artan faiz ve kur dengesi ile durmuş vaziyettedir. Başlatılan altyapı projelerinden vazgeçilmiştir. Seçim kampanyasında bir kez bile ‘çılgın’ Kanal İstanbul’dan bahsedilmedi. Bitti para. Anlamsız yapılan ve ‘dev’ diye sunulan projeler ise hem büyük birer hırsızlık göstergesi, hem de bütçe için bir karadelik. Şehir kulelere boğulurken övünenler, ses etmeyenler, bir anda ‘millet bahçesi’ ve ‘yatay mimari’ şampiyonu kesildi. Bunlardaki tutarsızlık öylesine baş döndürücü ki, halk takip edemeyip akıl tutulması yaşıyor.

Ekonomik alanda yaşanan tahribat tarımı tehdit ediyor. Artan girdi maliyetleri üretimde daralmaya yol açarken ithalat ile fiyat dengelemesi tarımda istihdamı düşürüyor, göçü ve işsizliği tetikliyor.

Genç işsiz işçiler kimi şehirlerde yüzde 40’ı aşmış durumda, iş bulma umudu ile büyükşehire, İstanbul’a gelenler ise Cem Seymen’in yarattığı farkı yaratamadığı ya da AKP torpili olmadığı için işsizliği sürdürüyor. TÜİK verilerine göre Mart ayına işsiz giren işçi sayısı 4 milyon 544 bin. Sadece geçen yıla göre yüzde 4’lük bir artış var. Genç işsizlik ise yine resmi rakamlarla yüzde 25,2. Yine geçen yıla oranla yüzde 8’lik bir artış var. Damat bir türlü çare olamıyor!..

İş sahibi olanlar ise artan gıda fiyatları ve ücretlerin erimesiyle açlık sınırının altında hayatta kalmaya çalışıyor. Çalışanlar örgütlü değil, üstelik güvencesizlik kural olmaya devam ediyor.

Bırakın kent merkezlerini, kentin dışındaki yeşil alanlar yağmaya açılıyor. Sırf para gelsin diye imar barışı adı altında yağma teşvik ediliyor ya da uluslararası otel ve madencilik firmalarına sunuluyor.

Bu tablonun sorumlularından hesap sormak zorundayız. Hesap sorulmadığı sürece Türkiye bu rotanın gerçek anlamda dışına çıkamaz. Pislikleri halının altına süpürme gibi lanetli bir gelenek devam eder.

Biz muhalefet partilerinin bu sorunları çözeceğine ve hesap sorma iradesi göstereceğine inanmıyoruz. O yüzden emekçi halkımız bir an önce CHP’nin yerel seçimlerde yarattığı pembe rüyadan uyanmalıdır. Yenikapı mutabakatı, Afrin işgaline destek ve HDP’lilere yönelik tutuklamanın yasal zeminine katkı, belediyelerin gaspına seç çıkarmama gibi ihanetlerle malül bir yönetim anlayışının halkın sokakta kuracağı ittifakı engellemeye yönelik her girişimde olacağını öngörmek gerekir.

Tabii ki CHP içinde bu sorunları gören, kalbi ülkenin emekçileri ve yoksulları ile atan bir emekçi, sosyal-demokrat ve hatta sosyalist taban bulunmaktadır. Bu tabanı dışlamak değil sokaklarda daha fazla ittifak gerçekleştirmek için çaba sürdüreceğiz.

Niye mi sokak?

Seçim için ve seçim kutlamalarında sokakları dolduran gençleri, kadınları görünce, ‘Gezi’nin yenilmediğini geriye çekildiğini, kitlelerin kaybolmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Genç kadın ve erkeklerin sokaklarda oluşu Ekrem İmamoğlu’na kıyasla çok daha sahici bir umuttur. Bu umut, gençliğin somut görev ve talepler için oluşturabileceği en geniş devrimci eylem birliğinin zeminidir. Yine onca farklı politik yapıda olmasına rağmen bu gençlik AKP’nin geriletilmesi için bu kritik aşamada birlikte çalışma becerisini göstermiştir. Gezi’de olduğu gibi…

Bu ülkede ve şehirlerimizde Geziler tekrarlanacaktır. Ama asıl olan süreci yaşamak değil süreci örgütlü bir sürece taşımak olmalıdır. Devrim için… Evet, devrimler olur.

Bizler parlamentodan, burjuva liderliklerden değil, proletaryadan medet umarız. Bizim kabemiz işçi sınıfıdır. Onun partisidir. Brecht’in dediği gibi:

İki tane gözün varsa senin
binlerce gözü var partinin.
Her yoldaşın bildiği kendi kenti
beş kıtanın beşini de biliyor parti.
Her yoldaşın bir vakti saati var
partinin ise tarih saati.
Her yoldaşı yok edebilirler her an
parti ise yedi değil, binlerce can.

Şu an bu konumdan çok uzakta olsak da yine gözlerimizin sayısını artırmak bizim elimizde. Bu ertelenemez görev için daha fazla çaba sarf etmek gerekmiyor mu, on yıllarca yıldır aramızdan ayrılan binlerce genç arkadaşımızın bakışları üzerimizdeyken?

Belki İlginizi Çeker

0 yorum