Mustafa Suphilerin yolu…

Türkiye Devrimci Hareketi uluslararası işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle kendini inşa etmeyi hedefleyen Leninist ve Enternasyonalist bir parti kavrayışının köklü ve uzun tarihinin mirasına tutunarak ayağa kalkacak.

Mustafa Suphi’nin de içinde olduğu Onbeşler ve hep unutulan Mustafa Suphi’nin eşi Maria katledileli 98 yıl oldu. Onbeşlerin katli sadece Mustafa Kemal ve Kemalistlerle sosyalistler arasında bir ilk kandan ibaret değildir.

Mustafa Suphi ve yoldaşları Ekim Devrimi sonrası Anadolu’da da yankı bulan sosyalizme yönelik olumlu bakışı ve devrimci durumu örgütleyebilecek bir devrimci önderliğin çekirdek kadrosuydu.

Anadolu’da Çerkes Ethem’den Meclis mebuslarına, işgal altındaki İstanbul işçilerinden emperyalizmin öne sürdüğü işgalci Yunan ordusunun isyancı komünist askerlerine her yerde devrimci durum oluşmaya hazırdı. Çerkes Ethem’in merkezinde olduğu Yeşil Ordu girişimi Sultan ve Meclis’ten de ayrı bir yolun mümkün olduğuna işaretti. Bu sırada Ankara’nın kurmaya çalıştığı Milli Ordu hâlâ İstanbul’da işgal ordularına anahtar ikram eden Sultan’a bağlı olduğunu meşruiyet gerekçesi olarak söylüyordu. İşgal ordusu askerlerinde komünistler örgütleniyor ve işgale ortak olmayı reddediyordu. İstanbul ve birçok yerde kısıtlı da olsa işçiler ve halk arasında Rusya’dan gelen “Şuralar” fikri etkisini arttırıyordu. Tüm bu ayrı ayrı mücadeleleri örgütlü bir güce dönüştürmek mümkündü.

1 Eylül 1920’de başlayan Doğu Halkları Kurultayı sonrası 20 Eylül 1920’de Bakü Kongresi’nde kurulan TKP, devrimci, Bolşevik örgütlenme adına büyük bir adımdı ve Anadolu’nun tarihini değiştirebilirdi. Fakat Bakü Kongresi sonrası yeterli hazırlık olmaksızın, açık kimlikleriyle yola çıkan Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve arkadaşları büyük tehlike altına girmişti. Doğu Halkları Kurultayı sırasında rekabet ettikleri Enver Paşa ve taraftarları TKP’nin bu ilk çekirdeğini imha ederek Anadolu’ya yeniden dönmenin planlarını kuruyordu.

Mustafa Suphiler yola çıkarken Ankara ile Moskova’nın iyi görünen ilişkilerine güvenmişti. Ankara hükümetiyse komünistleri denetim altında tutarak liderliği kaptırmak istemiyordu. Sonraki süreçte TKP’den bir ay sonra 18 Ekim 1920’de resmi Türkiye Komünist Fırkası kurulacak, bu partiye Mustafa Kemal dahil bir çok isim üye olacaktı.

Onbeşlerin 28 Ocak 1921’de katledilmeleri büyük bir yıkım yarattı, önder kadro tek bir hamleyle ve göz göre göre yok edildi. Katliamda kimin sorumlu olduğu çok tartışıldı. Emri verenin adı hâlâ tartışılsa da günler öncesinden yaşananlara göz yumarak, tertiplenmesine el altından destek vererek, önlem almak yerine cinayetten faydalananlar, Ankara iktidarı kesinlikle suçludur.

Mustafa Suphi ve TKP önderliğinin katledilmesi sonrası parti İstanbul merkezli Şefik Hüsnü’ye kaldı. Parti yine toparlanabilirdi fakat hem Şefik Hüsnü’lerin yetersiz, uzlaşmacı, ulusalcı ve bürokrat zihniyetleri hem 1925 Takriri Sükun’la başlayan kovuşturmalar hem de uluslararası devrimci harekette başlayan gerileme ve Komünist Enternasyonal’in (Komintern) Sovyet bürokrasisi tarafından ele geçirilmesi Türkiye’deki devrimci hareketin de kaderini değiştirmişti.

Stalinizmin aşamalı devrim ve burjuvaziyle birleşik cephe siyaseti Türkiye’de devrimci hareketin önündeki en büyük engel oldu yıllarca. Sonrasında da yüzdeler anlaşması ve soğuk savaş başlangıcı sürecindeki 51 tutuklamalarıyla partinin bilfiil imhasına göz yumuldu.

Mustafa Suphi’lerin katli Türkiye’de sol hareketin yıllarca küçük burjuva aydınlar arasında saklı kalmasına, sonrasında da Türkiye sol hareketinin yalnızca Stalinizmin bürokratik geleneği temelinde inşa edilmesine yol açtı.

Türkiye’de, Sovyetlerin bürokratik yozlaşmasına karşı mücadele eden Troçki’nin tezleri, yozlaşmaya ve bürokrasiye karşı kurulan Uluslararası İşçi Muhalefeti ve Dördüncü Enternasyonal’in inşası yıllarca uzak tutuldu, sonrasında da kendilerini “gelenekleriyle” var eden örgütlerin karşısında köksüz göründü.

Halbuki Türkiye’de devrimci hareketin ilk önderliği olan Mustafa Suphiler devrimci örgütü işçi sınıfının mücadelesinde inşa etmeye kararlı enternasyonalistlerdi. Sonrasında gelenler ise Şefik Hüsnü’lerden Nabi Yağcı’ya dek bürokrat, uzlaşmacı ve devrimci düşünceyle değil Moskova emirleriyle hareket eden memurlar olarak kaldılar. En sonunda da yine Moskova emriyle “likide” oldular. Varlıklarını feshettiler.

Mustafa Suphi ve Maria’yı, Onbeşleri anarken hep yapılan belirli günler ve haftalar anması zihniyeti çözüm olmayacak. Türkiye’de devrimci hareketin köklerinin bugüne dek süregelen anlayıştan çok başka olduğunu anımsamak gerekli.

Türkiye Devrimci Hareketi uluslararası işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle kendini inşa etmeyi hedefleyen Leninist ve Enternasyonalist bir parti kavrayışının köklü ve uzun tarihinin mirasına tutunarak ayağa kalkacak. Bu mirasın temelini atanların ise anıları mücadelemizde yaşıyor.

A. ARARAT

Belki İlginizi Çeker

0 yorum