Resmi TKP ve ‘İhbar’ konusu

Resmi TKP, daha önce parti ismi konusunda yaşanan ihbar vakaları ve muhbir Murat Papuç konusu da dahil olmak üzere kendini ciddi bir değerlendirmeye tabi tutmalı, hiçbir şeyin üzerini örtmeden devrimci kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapmalıdır.

Eski bir rütbeli asker ve eski TKP yöneticisi olan Murat Papuç’un muhbir çıkması solda gerektiği gibi ele alınmadı. Bu konuda bir tutum belirtmek istiyoruz.

Öncelikle, Resmi TKP sıfatını açıklamak gerekiyor. Zaten ismin alınışı itibarıyla geleneksel TKP cenahından gelen itirazlarla malul olan TKP’de 2014’te yaşanan bölünme sonrası, bölünen taraflar arasında yapılan protokol sol kamuoyuna yansımıştı. Taraflar KP ve HTKP adlı iki parti kurarak siyasi hayatlarına devam etmişti. Taraflardan KP, kamuoyuna yansıyan protokole aykırı olarak ve burjuva devletinin yasalarını kullanarak yeniden TKP ismini aldı. Dolayısıyla, ortada bir Resmi TKP vardır.

Resmi TKP, ilk iş olarak isim konusu üzerinden HTKP’yi ve yöneticilerini burjuva devletinin savcılıklarına ihbar etmiş, sosyal medya hesapları için emperyalist şirketlere şikayette bulunmuş, sol hareketlerin internet sitelerine bile avukatları aracılığıyla ve resmi kanallarla ihtarname göndermiştir. Bu tutumlar ve ihbarlar, uluslararası sosyalist/komünist gelenekte kabul edilemez ahlaki sorunlar olarak görülmüştür. Ne yazık ki, Türkiye solunda kimi ‘dengeler’ dikkate alındığından olsa gerek, bu ciddi vaka geçiştirilmiştir.

TKP ayrışmasındaki taraflar ile görüşme yapan ve sorunu çözerek protokole uyulmasını sağlamak için farklı sol partilerin temsilcilerinden oluşan ‘heyet’ ise Resmi TKP’nin uzlaşmaz tutumu nedeniyle herhangi bir sonuç alamamıştır.

Geçtiğimiz günlerde patlak veren ihbar rezaleti ise konunun daha boyutlu olduğunu göstermiştir.

Öncelikle şunu belirtmek istiyoruz: Her devrimci örgütlenmede muhbirler olabilir. Hiçbir parti ya da örgüt sızmalara karşı şerbetli değildir. Dolayısıyla, sorun bu tür vakaların nasıl ele alındığıyla ilgilidir.

Görülüyor ki, Murat Papuç, 2014 yılında yaşanan TKP bölünmesinde bugünün Resmi TKP’si tarafında etkin bir biçimde yer almıştır. 2016’da ise TKP bölünmesindeki karşı tarafın liderlik ekibini olduğu gibi ihbar etmiştir. Resmi TKP, bu şahsın akli melekelerinin yerinde olmadığını ve 2015’te TKP üyeliğinin son bulduğunu bildirir bir açıklama yapmıştır. Ne var ki, bölünmeden sonra kurulan KP’de üyeliği olup olmadığı açıklanmamıştır. Bu konu bir muammadır. Yakın bir döneme kadar ilişkilerinin sürdüğü bilinmektedir.

Muhbir Murat Papuç ise, skandal gelişmeler sonrasında yine devlet makamlarına başvurarak akli dengesinin yerinde olmadığını, kimseyi ihbar etmediğini, Emniyet mensuplarıyla bazı “görüşmeler” yaptığını ve ardından “görüşme tutanaklarını imzaladığını” beyan etmiştir. Böyle olunca ihbar olmuyormuş!

Murat Papuç’un akli dengesiyle ilgili bir fikir sahibi değiliz. Ne var ki, bir isim listesini “Gezi ayaklanması içinde Amerikancı bir kesim” olduğu savıyla ihbar eden bu şahsın, Kıbrıs’ta Amerikan üniversiteleriyle güvenlik protokolü imzalayan Güvenlik, Savunma ve Emniyet Yönetişimi Derneği’nin başkanlığını yaptığını öğrendik. Derneğin sitesine girip baktığımızda ise, NATO’yla ilişkili bir kuruluş olduğu bilgisine vakıf olduk.

Aynı Murat Papuç’un 18 Nisan 2009 tarihinde, TKP üyesiyken, Habertürk Gazetesi’ne bir mülakat verdiğini ve burada PKK’lı gerillaları nasıl öldürdüğünü anlattığını biliyoruz. Bu sebeple TKP’de bir ‘disiplin’ soruşturması başlatıldığını ama muhtemelen haber büyümediği için konunun üzerinin kapatıldığını da öğrenmiş bulunuyoruz. Bu vakadan sonra da Papuç’un TKP üyeliği ve yöneticiliği yılarca sürmüştür.

Bütün bunlar ciddi ahlaki sorunlardır. Hiçbir devrimci yapı devletle bu şekilde yüzgöz olma lüksüne sahip değildir. Komünist Enternasyonal’in 1920’de toplanan 2. Kongresi, Enternasyonal’e üyelik koşullarını belirlediği karar metninde, “bütün burjuva dünyasına savaş açıldığını” açıkça belirtmiştir. “Burjuva dünyası”nın kalbinin attığı yerlerden biri de onun mahkemeleridir. Komünistlerin burjuva yasalarından medet umarak başka sol siyasi örgütleri burjuvazinin mahkemelerine şikayet etmesinin devrimci gelenekte yeri yoktur. İşçi sınıfı içinde de durum aynıdır. Fabrikalarda ispiyoncu işçilere asla itibar edilmez. İşçiler kendi meselelerini aralarında çözerler. Hele mücadele halindeki işçi sınıfının ahlakı sınıf düşmanlarına sızdırılan her türlü ‘şikayet’i ihanetle bir tutar.

Türkiye sosyalist hareketi, bu ahlaki sorunları mahkum etmelidir. Resmi TKP ise, daha önce parti ismi konusunda yaşanan ihbar vakaları ve muhbir Murat Papuç konusu da dahil olmak üzere kendini ciddi bir değerlendirmeye tabi tutmalı, hiçbir şeyin üzerini örtmeden devrimci kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapmalıdır.

Herkes emin olsun, böylesi bir özeleştirel değerlendirme, hem Resmi TKP için, hem de Türkiye sol hareketi için ileri bir adım olacaktır.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum