Venezuelalı yoldaşların açıklaması…

UST olarak, hem Nicolás Maduro’nun işçi düşmanı ve baskıcı diktatörlüğünü hem de ABD emperyalizminin ve kıtadaki müttefiklerinin müdahaleci politikalarını kategorik olarak reddediyoruz.

Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal‘in Venezuela partisi Sosyalist İşçi Birliği, dünya işçi sınıfı ve devrimcileriyle de paylaşılan ve ülkede yaşanan iktisadi/siyasi krizi ve emperyalizmin müdahaleci eğilimlerini değerlendiren bir açıklama yaptı. Açıklamanın Türkçe çevirisini paylaşıyoruz:

Emperyalizmin ve Latin Amerika sağının müdahalesini de, Maduro’nun işçi düşmanı diktatörlüğünü de reddediyoruz!

Rejimin baskıcı niteliği giderek derinleşiyor. Krizin bütün ağırlığı emekçilerin sırtına yıkılıyor.

20 Mayıs 2018’de Nicolas Maduro tamamen hileli bir biçimde yapılan seçimlerde yeniden başkanlığa seçildi. 10 Ocak 2019 ise Maduro’ya 2025’e kadar sürecek olan yeni hükümeti kurma yetkisi veren resmi tören gerçekleştirildi.

2013’te iktidara gelen Maduro hükümeti, ülkeyi tarihinin en beter iktisadi ve toplumsal krizine sürüklemesiyle tanımlanabilir; bu dönemde 80 milyar dolar dış borç alınarak heba edildi ve 2012 seviyesi dikkate alındığında gıda maddelerinin, ilacın ve halkın temel ihtiyaç maddelerinin ithalatında yarıdan fazla kesinti yapıldı.

Bu süreçte, emek düşmanı ve baskıcı bir diktatörlük haline gelen rejimin Bonapartist nitelikleri derinleşti; burjuva demokrasisinin iki temel kurumu olan parlamento işlemiyor, özgür seçimler yapılamıyor. (Parlamento iktidar tarafından keyfi uygulamalarla işlevsizleştirildi ve seçimler tamamen hükümetin denetimi altında, iktidar dışında herhangi bir siyasi seçeneğin seçilmesine imkan vermeyecek biçimde gerçekleştiriliyor.)

Silahlı kuvvetler ve istihbarat kuruluşları (SEBIN, DGCIM ve diğerleri) tarafından desteklenen Maduro diktatörlüğü sadece burjuva muhalefet partilerinin liderlerini değil, aynı zamanda iktidara biat etmeyen sol parti ve örgüt üyelerini de gözaltına alıp hapse gönderiyor; herhangi bir protesto gösterisi gerçekleştiren sendika liderleri ve öncü işçiler hapse atılıyor. Son vaka, devlet işletmesi Ferrominera’daki sendika lideri Rubén González’in tutuklanması, askeri yargı önüne çıkarılması ve aynı işletmeden dokuz işçinin maaş artışı ve toplu sözleşme şartlarına uyulması talebiyle gösteri yaptıkları için hapse atılması oldu; aynısı Alcasa işçilerinin ve işlemediği bir suçtan adil olmayan biçimde yargılanarak yedi yıl hapse mahkum edilen ve sembol haline gelen işçi Rodney Alvarez vakalarında da söz konusudur.

İstihbarat teşkilatları ve diğer baskıcı devlet güçleri herhangi bir protesto gerçekleştiren sendika liderlerini kaçırmaya başladı; kaçırılan sendikacılar tam bir işkence ve tehdit sürecinin ardından “daha fazla bela çıkarmama” uyarısıyla salınıyor.

Tüm bunlar krizi işçilerin ve yoksul halkın sırtına yıkmak üzere geçirilen acımasız yasaların uygulanmasını garantiye almak ve halkın moralini bozarak, gözdağı vererek bunlara karşı yükselen mücadeleleri yenilgiye uğratmak amacıyla yapılıyor.

Yoksul halk, kıtadaki en düşük asgari ücretle, sokaklarda açlık ve sefalet içinde yaşıyor; söz konusu asgari ücretin karşılığı, gerçek hayatta ekonomiyi yönlendiren karaborsada aylık 2 dolar seviyesinde! Giderek yükselen hiper-enflasyon maaşları pula çeviriyor. Temel ihtiyaç maddelerinde günlük fiyat artışı yüzde 100 ile yüzde 200 arasında değişiyor. Hatta ürünlerin günde iki üç kez zam gördüğü oluyor. Gıda ve ilaçlarda kıtlık sorunu çözülemedi; nakit sıkıntısından mustarip olan kamu sağlık sistemi ve eğitim tamamen tahrip oldu ve ülkede berbat bir ulaşım sorunu yaşanıyor.

Emperyalistlerin ve kıtadaki sağ güçlerin müdahalesini reddediyoruz!

Maduro’nun yeniden başkan seçilmesini tasdik eden resmi törenden birkaç gün önce, 4 Ocak’ta, Peru’nun başkenti Lima’da Latin Amerika Ülkeleri Dışişleri Bakanları toplantısı yapıldı; Meksikalı bakanın katılmadığı toplantıda Lima Grubu diye adlandırılan 14 Latin Amerika ülkesinden 13’ünün dışişleri bakanı bir araya geldi. Toplantıda Gringo hükümetinin (ABD – Çevirenin Notu) talimatlarını takip eden mükemmel müdahalecilik örneği bir bildiri kaleme alındı; bildiride Venezuela hükümetinin meşruiyeti sorgulanıyor ve Maduro Ulusal Meclis’in iradesine saygı göstermesi yönünde uyarılıyor, yeni bir başkanlık seçimi yapılana kadar Yürütme Gücü’nü geçici olarak Ulusal Meclis‘e devretmesi talep ediliyordu.

Ardından, 10 Ocak’ta, ABD yönetiminin müdahaleci çizgisinin peşine takılan 19 ülkenin hükümetleri, Amerikan Devletler Örgütü’nde (OAS) Maduro’nun yeni başkanlık döneminin gayrimeşru olduğunu ilan eden diğer bir karar metni yayınladı.

Ve bunun hemen akabinde, çoğunluğu burjuva muhalefet partilerinden oluşan Ulusal Meclis, Nicolás Maduro iktidarını gayrimeşru ilan ederek ve bir geçiş dönemi başlatmak üzere başkanlık görevinden istifasını isteme hazırlıklarına girişti; hatta bunun için Ulusal Meclis Başkanı olan milletvekili Juan Guaidó’yu, söz konusu geçiş sürecini idare edecek “meşru başkan” olarak ilan ettiler.

Silahlı kuvvetlere, anayasal çelişkiyi çözme ve kendilerince “ülkede anayasal ve yasal düzeni yeniden tesis etme” konusunda “yeni ve meşru hükümet”i destekleme çağrısı yaptılar. Geçmiş yıllarda da Ulusal Meclis, Yüksek Adalet Mahkemesi’ne hükümetin keyfi bir uygulamasının iptali için başvurduğunda benzer bir durum yaşanmış, o dönemde kayda değer bir etkiye yol açmamıştı.

Sosyalist İşçi Birliği (UST) olarak biz Kuzey Amerika emperyalizminin heveslendirdiği ve emperyalizm yanlısı sağ kıta iktidarlarının bayraktarlığını yaptığı müdahaleci faaliyetlerin ve tabii Ulusal Meclis’teki burjuva muhalefetinin, Maduro iktidarıyla görüşmeler yaparak bir çıkış arama yönündeki basınçlardan ibaret olduğu kanaatindeyiz. Niyetleri, iktidarın ve rejimin değişimini görüşmeler yoluyla sağlayacak bir çözümde avantajlı pozisyonda olmaktır; işçi sınıfının ve yoksul halkın kendi örgütlenmeleri ve kitlesel mücadeleleri ile Maduro’yu ve diktatörlük rejimini tasfiye etmesini ise ne pahasına olursa olsun engellemeye çalışıyorlar.

İşçilerin ve halkın seferberliğine dayanan bir senaryoyu önlemek istiyorlar çünkü bu onların niyetlerini tehlikeye sokacaktır; onlar geleneksel burjuvazinin, uluslararası tekellerle, Boliburjuvazi (Chavez döneminde yaratılan yandaş sermaye sınıfı) ile ve geri kalan burjuva muhalefet partileriyle birlikte oluşturacağı yeni bir iktidar yaratmak ve bunu siyasi bakımdan meşrulaştırmak istiyorlar. Çünkü kapitalist sömürüye ve sivil/asker bürokratların devletteki yolsuzluklarına dayanan ticari faaliyetlerini ve kârlarını ancak böyle koruyabileceklerini biliyorlar.

Bu nedenle, dolandırıcı işadamları ve onların hizmetindeki mafyanın, ordunun, bankerlerin, Chavezcilerin ve burjuva muhaliflerin bugüne kadar işledikleri suçların hesabının sorulmamasını garantilemek için demokratik özgürlüklere saldırmaları gerekiyor; bu, işçileri ve yoksul halkı sefalet koşullarında tutmaya devam edecek emek düşmanı yeni düzenlemeler için de gerekli.

Demokratik nutuklarının arkasındaki gerçek niyet işte bu emek düşmanlığı olan Donald Trump’ın demokrasi dersi verecek ne gibi bir siyasi ya da ahlaki dayanağı olabilir ki? O Trump ki, ABD başkanlığına getirilmesinden itibaren on yıllardır Filistin halkına soykırım uygulayan Nazi-Siyonist İsrail rejimini siyasi ve askeri olarak sürekli desteklemektedir. Aynı şekilde, 2015’ten bu yana Yemen halkını kelimenin gerçek manasında katleden ve İstanbul’da öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinden sorumlu olan Suudi Arabistan’daki baskıcı Salman Bin Abdülaziz iktidarını desteklemektedir. Keza, tıpkı Maduro’nun yaptığı gibi Yüksek Hakimler Kurulu’nu yürütmeye bağlayarak Bonapartist niyetlerini açıkça sergileyen ırkçı, cinsiyetçi, yabancı düşmanı Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’yu da desteklemektedir.

UST olarak, hem Nicolás Maduro’nun işçi düşmanı ve baskıcı diktatörlüğünü hem de ABD emperyalizminin ve kıtadaki müttefiklerinin müdahaleci politikalarını kategorik olarak reddediyoruz. Ayrıca, işçilerin ve halk yığınlarının bağımsız kitlesel seferberliğini ne pahasına olursa olsun engellemeye çalışan ve bütün niyetleri parlamentodaki faaliyetleri sonucu Maduro iktidarıyla daha avantaj sağlayabilecekleri bir anlaşma dönemini başlatmak olan burjuva muhalefet partilerini de teşhir ediyoruz.

İşçilerin siyasi alternatifini inşa etmek zorundayız!

İşçi sınıfının ve yoksul halkın ülkenin içinde bulunduğu berbat durumdan dolayı giderek büyüyen öfkesi kadar, geçtiğimiz yıl 20 Mayıs’ta yapılan başkanlık seçimlerine katılım oranının çok düşük olması da, işçi ve halk seferberlikleri sürecinin başlayacağını öngörmek mümkün.

Maduro iktidarının “Ekonomik Toparlanma Planı” olarak adlandırdığı ve maaşların düşürülmesini, toplu iş sözleşmelerinin geçersizleştirilmesini, örgütlenme özgürlüğüne yönelik saldırıları, kamu emekçilerine açlık sınırının altında maaş uygulamasını içeren ekonomik tedbirler paketi yürürlüğe konduktan sonra, taleplerine sahip çıkma temelinde işçi mücadeleleri süreci başladı ve bu mücadeleler arasında koordinasyonu sağlamak üzere Intersectorial de Trabajadores de Venezuela (ITV) (Venezuela Sektörler Arası İşçi Koordinasyonu) adlı örgütlenme kuruldu.

UST olarak, izlenecek hat konusunda açık bir önerimiz var: Nicolás Maduro’nun diktatörlük rejimini ancak ve ancak işçi sınıfının birleşik ve bağımsız mücadeleleriyle alt edebiliriz; tepeden tırnağa yolsuzluğa batmış Maduro diktatörlüğüyle, onun burjuvaziye ve uluslararası tekellere devasa kârlar sunarken milyonları sefalete sürükleyen işçi düşmanı paketiyle yüzleşebilmemiz için; emperyalist müdahalelere ve Venezuelalı işçiler için daha iyi hiçbir şey sunmayan ekonomik ve siyasi programlara sahip burjuva muhalefetine karşı koymak için, işçi sınıfının siyasi alternatifini yaratmak zorundayız.

Intersectorial de Trabajadores de Venezuela (ITV) böylesi bir alternatifin nüvesi olabilir. Öte yandan, onun içinde de işçi sınıfının bağımsızlığı için, sermaye yanlısı politik partilere teslimiyet eğilimine karşı bir mücadele vermemiz gerekmekterdir.

Temel ihtiyaçları karşılayabilecek ve her ay yenilenen bir maaş talebi; toplu iş sözleşmelerinin savunulması; hükümetin kamu emekçilerine dayattığı açlık sınırı altındaki maaş uygulamasının reddi gibi temel unsurları içeren bir program etrafında kitlesel mücadeleler örgütlemeliyiz. Ancak bu noktada duramayız. Dış borç ödemelerine son verilmesi, bu kaynağın halkın zorunlu gıda ve ilaç alımı için kullanılması; çalışmayan fabrikalara yatırım yapılarak faaliyete geçirilmesi; uluslararası tekeller ve ortak girişimler def edilerek petrol sanayisinin yüzde 100’ünün millileştirilmesi taleplerini de yükseltmeliyiz. Vurgulamak gerekir ki, böylesi bir program ancak bir işçi sınıfı hükümeti tarafından uygulanabilir.

ABD’nin ve kıtadaki müttefiklerinin müdahalesini toptan reddediyoruz!

Maduro diktatörlüğünü alt etmek için işçi ve halk mücadelesine!

İktidarın işçi düşmanı yasalarını yenilgiye uğratmak için ileri!

Sosyalist İşçi Birliği (UST) / Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal Venezuela Partisi

(UST, Meclis Başkanı Juan Guaidó’nun kendini “başkan” ilan etmesinin ardından yaşanan gelişmeler üzerine bugün yeni bir açıklama yaptı. Onu da Türkçeye çevirmeyi umuyoruz.)

Belki İlginizi Çeker

0 yorum